“Yeryüzünde ilk var olan hangimizdi? Hangimiz daha dayanıklı ve kalıcıyız: Biz mi, onlar mı? Nasıl hayatta kalınacağını hayvanlar öğretebilirdi bize. Ve nasıl yaşanacağını.”
Svetlana Alexievich
Sınır tanımaksızın “öteki” üzerinde egemen olma tutkusundan, emeğine yabancılaşan insanın parçası olduğu doğa ile birlikte kendisine de yabancılaştığı ve nihayetinde kendi türünü yok ettiği bir süreçten söz ediyorduk.
Küresel ısınma, buzulların erimesi, kuş gribi, Kyoto Protokolü, SARS, ozon tabakasının delinmesi… Tüm bu gelişmeleri izliyorduk ama sanki teorik bir tartışmayı sürdürüyor, belirsiz bir geleceğe ve başkalarının acısına uzaktan bakıyorduk pek çoğumuz. Oysa kaçınılmaz olarak şimdi algılıyoruz gezegenimizin hastalandığını ve görüyoruz çaresizliğimizi. Gelişmiş teknolojilerimiz, akıllı bombalarımız çare olamıyor. Milyonlarca yıl içinde oluşmuş doğal dengelere müdahale etmenin bedelinin sınırlarını göremiyor, dehşete kapılıyoruz.
Hâlâ sesi en çok duyulanlar “ötekini” sorumlu tutuyor olan bitenden ve birileri de bu durumu “fırsata” çevirme hayalleri kuruyor.
Tür dayanışması, bir seçenek olarak karşımızda duruyor.

